Anthony Soprano


Then said Jesus unto him, Put up again thy sword into his place: for all they that take the sword shall perish with the sword.

Matthew 26:52

İncilin bu ayetini çok severim. Biz türklerin de aynı konuyu işleyen ama belki biraz daha farklı yaklaşan bir sözü var yine çok sevdiğim: “atın ölümü arpadan olsun.”

Tony’yi sempatik yapan şey bence farkındalığı. Adam misal biliyor sonunun ya tabutta ya da mahpusta biteceğini, eşkiya dünyaya hükümdar olmaz neticede. Ona hem güç hem de sorun çıkartan bence bu yarım farkındalık, iki arada bir derede kalmışlık. Çünkü bazenleri tam bir farkındalığa ulaşacak gibi olsa da oraya hiçbir zaman tam varamıyor, sıfır farkındalıklı cahilliğe de geri dönemiyor. Kendini yiyip yiyip bitiriyor, birçok yerde de kendini kandırıyor ama kendi kendini kandırdığının da farkında. Kendinden bazı beklentilere giriyor, bu beklentileri de yarım gerçekleştirebiliyor. Bütün bunların sonucu da depresyon ve panik ataklar.

Dizide bir tane düzgün adam yok, ama bir tane yok yani. Epey düşündüm bir tane vardır diye, illa en az bir tane koymuşlardır dedim. Ancak yok, bulamadım. Kimi tutsan elinde kalıyor, herkesin ayrı ayrı problemleri var. Ben bu düzgün olmayan tiplerden ziyade düzgün olmayan ana karaktere odaklanmak istiyorum.

Tony’yi bir yere kadar anlayabiliyorsun, hatta epey bir anlayabiliyorsun. Bence dizinin başarısı burada yatıyor. Televizyonda işlenmiş en iyi karakterlerden kesinlikle, inanılmaz bir başarı. Görüyorsun, o da ergen çocuklara ve oldukça problematik bir anneye(ve kız kardeşe) sahip, kendince bir işi ve problemleri olan bir baba. Problemlerinin bir çoğunu kendi üretiyor, ardından da kendi çözmeye çalışıyor.

Koca bir oğlan gibi ya, kaybetmeyi bilmiyor, istediği olmayınca çatlıyor, oto kontrol varla yok arasında. Bu durum çok fazla sorun yaratıyor onun için, büyük sorunlar. Ancak Tony’yi Anthony Soprano yapan, Don of Jersey yapan şey de tam olarak bu sorunlarla nasıl yüzleştiği. Sorunlar yığıldığında, yumurta kapıya dayandığında her zaman bir erkek gibi yüzleşiyor ve yapılması gerekeni yapıyor, bir şekilde üste çıkıyor. O koca oğlan, gerçek bir adama dönüşüyor.

Sürdürülebilir değil maalesef, çünkü Tony her ne kadar kendi zararıyla yüzleşecek güce sahip olsa da çevresindekiler bu güce sahip değil. Yıkıcı bir adam Tony, bir ateş çemberi gibi. Çevresindeki her şeyi de yakıyor merkezdeki kendiyle beraber. Kendisi anka kuşu gibi küllerinden doğmayı beceriyor bir şekilde hep, resmen öteki dünyanın kapılarından bile dönüyor. Ancak ne kadar daha?

Tony gelecekten yoksun bir vahşi hayvan gibi, köşeye sıkıştıkça daha da tehlikeli hale geliyor. Geleceği olmayan birisi, daha da doğrusu geleceği olmayan ve bunun da farkında olan birisi er geç umudunu da kaybeder, umut da her şeydir. Hep bir gelecek için uğraşıyor dizi boyunca Tony, bir gelecek ümidiyle devam ediyor ve pes etmiyor. Ancak finalde, yine kendi yarattığı sorunların bir sonucu olarak; geleceğini kayınbiraderi, yeğeni ve consiglieresiyle beraber toprağa veriyor.

Ona üzülmemek lazım ama işte üzülmeden edemiyorsun adama, sempati duymadan edemiyorsun. Her şeyine rağmen Tony fazlasıyla insan çünkü, bütün artıları ve eksileriyle beraber. Daha da önemlisi, benim içimde de bir Tony var. Ancak en önemlisi, bu Tony’ye bazen ihtiyaç da var.