A Serious Man(2009)


Eyüp peygamberi çok seviyorum, favori peygamberim. Hikayesi çok etkileyici. Daha yeni, bir gecede Joseph Roth’un Eyüp yorumunu okudum. O da beni çok etkileyen bir kitaptı, yirminci yüzyıla güzel bir uyarlama. Şimdi de bu filmi izledim, bu film de en nihilist post modernist yirmi birinci yüzyıl yorumu benim tribinde.

Yine daha taze Ecciniler’i bitirdim Dostoyevski’den, daha doğrusu son kısmındaki o sert eki. Ek kısmı o kadar sert ki sertliğinden ötürü orijinal kitabın dışında bırakılmış. Oradaki papaz İncil’den, oradaki sıcak, soğuk ve ılık kavramından bahsediyordu. Nasıl soğukluğun bile ılıklıktan daha evla olduğunu ve aslında soğuğun sıcağa ılıktan yakın olduğundan, Tanrı’nın en çok ılıktan nefret ettiğinden. Ben de en çok ılıktan nefret ediyorum.

Hazreti Eyüp sıcak, hep sıcak. Hep en iyi kul, hep şükranla dolu. En büyük cezaya çarptırıldığında bile sıcak olmayı bırakmıyor, Yarabbi şükür deyip yoluna devam ediyor. Finaldeyse ödüllendiriliyor, yine aynı devam. Çizgisi dosdoğru.
Roth’un Menden Singer soğuk, bakmakla ve inanmakla mükellef olduğu öz oğlunu arkasında bırakıp gurbete kaçıyor. Felaketler peşini bırakmıyor, isyan bayrağını açıyor. Soğuk sopsoğuk, finaldeyse her şeye Mukadder Allah kalbini ısıtıyor mucizesiyle. Güzel uyarlama.

Coen’lerin Gopnik ise ılığın teki. Ilık dallama. Pasif, sinmiş, eziğin teki. Hiçbir şey yapmıyor. Bütün replikleri ve yaşantısı hiçbir şey yapmamak üzerine kurulu. 

Bütün ömrüm vasattan nefret ettim galiba. Hep uçlarda yaşadım. Uçları çok sevdim. Önceki bir yazımda demişim “en nefret ettiğim sanat eseri tipi vasatın bir tık üstüdür” diye. Vasatın bir tık altı olsan yine bir şekilde soğuğa, rezile inersin ama vasatın bir tık üstüyse ne sıcağa çıkarsın ne soğuğa inersin öylecesine kalırsın.

Gopnik hep pasif. Önünde büyük(onun için, karınca kararınca) sınavlar var, iki yolu var. Sıcağa çıkıp tevekkülle sınavlarını verebilirdi. Rüşveti almaz geri adım atmazdı, boynuzlu gavatı oynamaz karısına ve ailesine gerçek bir baba gibi sahip çıkardı, elinden geleni yapardı. Allahtan geleni daha iyi, daha aktif, daha doğru bir adam olmak için bir çağrı olarak yorumlayabilirdi.

Koy göte de diyebilirdi. Tanrı yokmuş diye de yorabilirdi olanları, bütün bunları da özgürleşmek için kullanabilirdi. Tıpkı hafifmeşrep hanımefendi komşusu gibi. Biraz hipi olurdu, biraz asi olurdu. Rüşveti alır parayı ezerdi. Ayrılmak isteyen karısına eyvallah ne halin varsa gör diyip posta koyabilirdi, erkek gibi bunun üstüne komşusuyla birlikte olabilirdi. Karısının boynuzu araba kazasında ölünce kılıbık gibi cenazesini ödemek yerine eden bulur da diyebilirdi. Biraz hayatı yaşardı. Bir süre hiç değilse, bu dünyadaki hayatı.

İlkini başarabilse sever ve takdir ederdim onu. İkinci yola gitse de hiç değilse saygı duyardım. Ama o ılık kaldı. En nefret ettiğim insan tipi. Olanları işine gelen şekilde yorumlayıp bir yola gireceğine ve hayata devam edeceğine, anlam yok anlam nerede bana anlam verin diye kaldı öylecesine. Hiçbir yola gitmedi. Bir karar almadı. Eğer sen kendin vermen gereken kararları vermezsen, başkaları o kararları senin yerine alır ve sonuçlar hoş olmayabilir. Bu herifin sonuç da felaket.

Şöyle bir teorim var. Türkiyede en kral yaşayan kesim üst yüzde iki, ardından da dip yüzde elli. Toplayınca da yüzde elli iki ediyor zaten. Yüzde ikiyi kovalama gibi bir şansım olmasa, delikanlı gibi dibe düşerdim gibi hissediyorum hep. Çünkü bunlar vasattan uzak hayatlar yaşama şansına sahipler. En nefret ettiğimse vasata hapsolmuş beyaz yaka plaza hayatı. En nefret ettiğim. Vasatın vasatı, vasat ev vasat araba vasat aile vasat yeme içme arkadaşlar, vasat bir hayat…

Vasattan hep nefret ettim. Uçlarım var. Uçtan uça giderim. Uçlar güzel, çok yazıp çizdim bunun üzerine. Uçtaki aktiviteleri yapmaya çalışıyorum hep, iyi veya kötü. Uçlarda hayatta hissedebiliyor insan. Buradan Nikos Kazancakis’e ve büyük kitap Zorba’ya selam olsun.

Bu film vasat değil kesinlikle, onun hakkını vermek lazım. Epey yazmama ve düşünmeme vesile oldu, sağolsun Coen biladerler. Ancak Roth’un yorumu kadar sevmedim, sevemedim. Bu da biraz sanki Coen’lerin vasatı olmuş.